Untitled Document
 MÜMİNLERİN BİLGİSİNE 
 GÜNÜN AYET-İ KERİME'Sİ:
Biz hiçbir kimseye gücünün yettiğinden fazla yük yüklemeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitab vardır. Onlar zulme, haksızlığa uğratılmazlar. Ancak kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır. Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar. Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz. Çünkü âyetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz. (Mü'minûn-62-67)

 GÜNÜN HADİS-İ ŞERİF'İ:
Ağaçların üzerinde o yılın meyveleri (olgunlaşmaya) sâlih olduğu (kızarmak, sararmak sûretiyle) zâhir olana kadar, meyveleri satmayın. Yaş hurmayı kuru hurma karşılığında da satmayın.

 GÜNÜN SÖZÜ:
Bir şey kazanmak istiyorsan, her şeyini ortaya koymalısın.
 
 FAYDALI SİTELER 
 
 SİTEDEKİ ZİYARETÇİLER 
Şu an sitede, 1 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

 
 ZİYARETÇİ SAYACI 
Pazartesi18
Salı72
Çarşamba1
Perşembe54
Cuma82
Cumartesi73
Pazar77
Toplam:153303
En Çok:581
 
http://www.siraceddin.com - Tasavvuf - Mukaddime

    

MUKADDİME



Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adı ile...

Senin hamdine lâyık bir hamdle sana hamd eder, verdiğin nimet ve güzelliklere şükreder, Yüce Efendim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ve Allah (CC)'ın rızasını kazanan eshabına, Tâbiler'e, evliyâlarına salât ve selâm ederim.

Yüzleri ak olanlar ve sâdık dostlarla birlikte oturup Yüce Allah (CC)'ı anan, bu zikrin bereketi ile bereketlenen, tasavvuf, zühd, iman gibi konuları ihtiva eden, telif, tahkik, münazara gibi ilimleri korkmadan öğreten, müzminlerin cesedindeki ruhu temizleyen, şirkten, kirden uzak ve temiz hitan, kula kulluğunu öğreten bu nefis ve kudsî sahifeler, pak ve temiz bir damga ile damgalanmıştır. Siraceddin... Bu ad ne temiz, ne güzel ve ne tatlıdır. Zira bu ad, Hakk Teâlâ (CC)'nın kitabındaki sözünden alınmıştır. Hakk Teâlâ (CC), Ahzab Sûresi 45-46. ayetlerinde sevgili Peygamberi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hitapla:

"Ey Peygamber! Biz seni şâhid, müjdeci, uyarıcı, Allah'ın izni ile O'na çağıran, nurlandıran (sirac) bir ışık olarak göndermişizdir" buyurmuştur.

Resul-ü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem, böylece benim sırrımı sıfatlandırıp açıkladı; nübüvvet kaynağından aldıklarım, aktı ve taştı. Bu tarikatın vefakâr müridlerinden bir Mevlevî, bu ad hakkında aşağıdaki şu beyitleri yazmıştır:

Şeriatın özüne en güvenilir yoldan,
Ulaşmak için en doğru vesile olan.

Vaazıyla bizden yorgunluğu gideren,
En büyük düşmanımızı nazarıyla öldüren.

Hakiki tarikate biz O'nunla başladık
Yolun hakikatine biz O'nunla ulaştık

Işıklandırır O, yüce isim ve sıfatları
Siraceddin nurudur, parlatan zulûmatı.

Aydınlatır bizleri karanlık meydanlarda,
Aksettirerek nur-u esma vü sıfatla.

Allah, O'nunla ıslah eylesin amelimizi,
Kendi fetihlerine nasibdar etsin bizi.

Bu cömert tarikat ve diğer köklü ve sağlam tarikatlar, yüzlerce yıldan beri İslâm'a hizmet etmektedirler. Halen ne bir âlim, ne bir fâkih ve ne de bir zâhid vardır ki, bu ışık saçan tarikattan istifade ve nasibini almamış olsun.

Bu tarikatların ve imamlarının bulundukları mıntıkalarda, kuruldukları günden bu yana dinî okullar açılması ve eğitim yapmasında, zikir halkalarının icrasında, bu hususta kitaplar yazılmasında, hakiki İslâm kültürünün yayılmasında, özellikle bu kültürün, içleri kararmış insanlar arasında yayılmasında büyük hizmetleri vardır. Bu yolda büyük gayret göstermişlerdir. Diğer taraftan "medeniyet getiriyoruz, her şeyi yenileyeceğiz" diyen inkârcı maddî kültür gizli kapaklı elbiseler giyinip saldırıya geçmeden, bu yıkıcı hareketler önlenmeğe çalışılmış ve bu gayret meyvesini vermiştir. "Bu asırda din, Müslümanlar'ın elinde bir ateş parçası durumundadır" sözü unutulmamalıdır. Bu günkü bazı çevreler, kendi maddî emel ve düşüncelerine uyan nifak, yalan ve hile ile dini baskıda tutmak için bir çeşit siyaset yürütmeye çalışmaktadırlar. Bu tarikat ve mensupları, bu gibi çalışmalardan uzak ve nezihtir.

En Yüksek Örnek veya Kâmil İnsan

Mutasavvıf bir kimse için en büyük örnek, Resul-ü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'dir. Mutasavvıf bir zat, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in sünnetini izler. Zâhirî ve bâtınî bütün illetlere karşı kendini korur. Bu illetlerin şifa verici ilacı şunlardır; rica, amel, ümid, şefaat, nefisle cihad. Kişi daralıp keder ve ümitsizliğe düştüğünde, bu hastalıktan kurtulmak için bir vesile aramalı, yukarıda gösterdiğimiz şifa verici davranışlara başvurmalıdır.

Mutasavvıf bir kimse, şüpheli şeylere değil, gaybe iman eder, idrak ve anlayışında zannına ve tahminine güvenir. Edebî, terbiye edici, hususan ince manâ ve mantıklı eserleri okumayı sever. Bu kitabların en tatlısı ve süzülmüşü, Kur'an-ı Kerim'dir. Çünkü bu koku, insanlardan çıkan bir koku olduğu gibi, insan duygusundan bir işaret, ruha güç ve heyecan veren bir kokudur.

Huzur ve sükûn duyan nefis, onunla birlikte en ince ve yüksek yerlere erişir. Bu yönde belki de şöyle konuşulur: "İslâm'ın bilinen ve anlayışlı ibadetleri vardır ki, bunlar, yerine getirenlere yeterlidir." Bu düşünce, onları, başkaca ibâdet ve davranışlardan uzak tutar. Bu şekilde amel edenler, kurtuluşa erişeceğinden, herhangi bir tarikata girmelerine gerek kalmaz. Çünkü "Allah (CC)'a giden yol pek çoktur" derler. Bu türlü konuşma, bu sınırda kalırsa, konuşanın mazereti kabul edilir. Zira tasavvuf, fazladan kazanç, yumuşaklık, naziklik, incelik, ruhî yakınlık ve kalbî bir lezzettir. Öte yandan dünya lezzetlerine dalıp akıbetlerini düşünmeyenler, yukarıda bahsettiğimiz ruhî lezzeti duyamazlar. Bunlar, tıpkı açık denizde çalkalanan ve dalgalarla boğuşan bir gemide bulunup, yanlarında, kendilerini kurtaracak emniyet vesâiti olmadan uykuya dalanlara benzerler.

Mutasavvıfların kendilerine has, ulu şeriatten aldıkları ahlâk ve izler vardır ki, bunlar huşu, şükür, kanaat, nefse hâkimiyet, hayâ, afv gibi sıfat ve izlerdir. Muhammedî sıfat ve ahlâka, içtenlikle salât ve selâm olsun.

Ve yine onların bir âlemi vardır ki, bunlar kelimeler, istilâhlar ve işaretlerdir. Bunları, ancak bu âlemden tad alanlar bilir. Bunlar sır, latife, akıl, gönül, safa, sevgi, yakınlık, paklık, yokluk, işaret, taşkınlık ve uyanıklıktır. Bu istilâhlar ve kelimeler, ince mânâlar taşır. Dil, bu yönü anlatamaz, buna bir sınır çizemez. Belki bunlardan bazılarının çevresine hatlar çizebiliriz. Bakış ve düşünce amelle uygun olmadığı takdirde, ifade ve anlayış kısır kalır. İslâm dini, hanif (eğrisi olamayan) ve kendilerine güvenilir hadiscilerden bize ulaşmıştır. Zira âlimler, fâkihler ve risale hâmilleri, kendilerine teslim edilen emaneti hakkıyla korur ve yerine teslim ederler. Bunlar, toplumun esas direkleri, nizam ve intizamı düzenleyenler, temize çıkaranlar ve yaşatanlardır.

Kötülerin ıslâhı, ancak nasihatla, yumuşaklıkla, onları uyarıp irşad etmekle mümkün olur. Zira kadılar ve hâkimler, çobanla sürü arasmda bir bağ ve düğüm vasıtasıdır. Onlar, tartının inceden inceye denkleşmesi için beraberlik, hürriyet, hak ve kanun arasında adaletin terazisidirler.

Müslüman bir kimse, Resûl-ü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve Sahabe-i Kiram'ın ve Onları izleyen tâbiin'in yüce ahlâklarını görür. Nitekim Ahzab Sûresi'nin 21. Ayet-i Kerimesi'nde Yüce Allah (CC), Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Ey inananlar! And olsun ki, sizin için Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Resulullah en güzel örnektir"

Tabiat Mihrapta Mutasavvıflarla Gizlice Nağmeleşir

Tasavvufun, düşüncenin, ümid ve emelin vatanı, Mekke-i Mükerreme'nin Hira dağıdır. Bu yolun başlangıcı, orasıdır. Bura, yüksek kayalık dağlara, sert ve insana dehşet veren vadilere, dik meyilli sırtlara, sert ve kuru bir iklime sahiptir. Vahşi ve yırtıcı hayvanlar, yağmur sularından oluşan suların savrulup şiddetle aktığı seller, dolambaçlı, yüksek, gizli ve açık güzel yollar, insan hayatını zorlayıp usandırır. İnsan, zâhirî hisleri ile bu izleri ve işaretleri çözmekten acze düşer, düşüncesi şaşar, kumandasız fikirleri ile başbaşa kalır.

Bütün bunlar, hayatın küplerinde ve uzun bir zaman orada yaşayan nüfusun sertliği ve dayanıklılığı ile kalplerin hoş görülü ve ellerin birbirini sıkması ve yardımı ile mayalanmıştır. Tabiatın bu sert ve usandırıcı halini hafifletmek için insanın ses yumuşaklığına ve iki yüzlü baltaya ihtiyacı vardır. Tabiatın bu görünüşü karşısında, insanın, duyduğu şiddetli korkuyu yenmesi için yumuşak, hafif bir sesle şarkı söylemeye ihtiyacı vardır. Kişi, sağlam ve fazla güçlü ise bu gücünü koşmaya harcamak ve edepli bir şekilde eğlenip oyalanmalıdır.

Ne var ki orada, aklım kendine has kısmet ve nasibi vardır. İnsanlar, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e büyük hayret ve şaşkınlığa düşmüşlerdir. O'nu seven sevmiş, O'na yaklaşan ve seven çoğunluk, sınırlarda O'nunla beraber savaşmış, ardı ardına geçen savaşlarda O'na karşı gelenler, zulüm ve işkenceden kaçarak O'na iltica etmişlerdir. İltica edenleri kendileri için büyük tehlike sayanlar, kendi yalan ve desiselerinin açığa çıkmaması ve işledikleri vahşice zulümleri örtbas edebilmek için her türlü vasıtaya başvurmuşlardır.

En başta benim vatanım, tasavvufun ve bu tohumun ekilip yetişmesi için bereketli ve verimli bir yerdi. İnsanlarla daimen iffetli ve nazik konuşan, onların kalkınması ve ihtiyaçları için dua eden, açlıktan bunaldığı halde ses çıkarmayan, böylece gücünü harcayan bir şahsiyetti. Bu suretle dinde teemmül (etraflıca düşünme) huşuûnu namazla, düşünce temizliğini zekâtla, sabır ve kanaati meşakkat ile ve zahmeti oruçla, toplum sevgisini de Hacc ve Umre ile kanunlaştırmıştı.

Allah (CC)'a ibadetin temiz ve özlü kalıbı, tasavvuftur. Yüce Hâlîk (CC), güçlü Kitabı'nın Beyyine Sûresi'nin 5. Âyet'inde:

"Oysa onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur" buyurmaktadır.



Başa Dön

Allah Dostu Şeyh Muhammed Osman Siraceddin-i Sani Hazretleri (KS) web sitesi.
PHPNUKE ©