Untitled Document
 FAYDALI SİTELER 
 
 MÜMİNLERİN BİLGİSİNE 
 GÜNÜN AYET-İ KERİME'Sİ:
O kimseler, namazı kılarlar, zekâtı verirler; onlar ahirete de kesin olarak iman ederler. İşte onlar, Rableri tarafından gösterilmiş doğru yol üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerdir. (Lukman-4-5)

 GÜNÜN HADİS-İ ŞERİF'İ:
Kim ölü bir arâziyi ihya ederse, burası onun olur. Başkasının arazisine izinsiz ağaç dikene hiçbir hak tanınmaz.

 GÜNÜN SÖZÜ:
Para, gübre gibidir; yayılmadıkça pek faydası olmaz.
 
 SİTEDEKİ ZİYARETÇİLER 
Şu an sitede, 4 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

 
 ZİYARETÇİ SAYACI 
Pazartesi66
Salı49
Çarşamba46
Perşembe24
Cuma62
Cumartesi50
Pazar72
Toplam:40919
En Çok:93
 
http://www.siraceddin.com - silsile - Şeyh Muhammed Osman Siraceddin (KS)'nin Sohbetleri

HAZRET-İ ŞEYH MUHAMMED OSMAN SİRACEDDİN (KS)'İN SOHBETLERİ - 3



Bizim ulu tarikatımızın fazilet ve meziyetleri pek çoktur. Kim bu yolu izler ise Kur'an'a, Sünnet-i Resul (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sıkıca tutunmalı, şüpheli olan işlerden de uzaklaşmalıdır. Çünkü tasavvuf, İslam’a sıkıca tutunmak ve ibadette fazlalıktır. Şimdi din kardeşlerime öğüt ve uyarı maksadıyla şu olayı anlatacağım:

Vaktiyle pederimin müridlerinden olup, Kur'an tilaveti ve ibadetle uğraşan biri vardı. Ben bu zatta zahiri güzellikler görüyordum. Bir gün uykuya daldığım bir sırada, rüyamda, bu müridin nargile içmekte olduğunu, vücudunun ağız, burun, göz, kulak gibi delik olan kısımlarından siyah ve koyu dumanların çıktığını gördüm. Uyanınca rüyamı saygıdeğer pederime anlatmak üzere yanma gittim: "Canım sizin için feda olsun baba. Molla Abdurrahman ibadetten, Kur'an tilavetinden, nafile namazdan geri kalmadığı halde, ne gibi bir sebeple onu bu acı ve feci durumda gördüm? Üzüntü içindeyim." dedim. Babam: "Üzülme, hayret de etme. Kendisi, yetimlerin mallarına el koyan mal ve mülklerini satan Abdullah adında birinin evine ara sıra gitmekte, orada yemek yiyip karhını doyurmaktadır. Bu, malları satılan yetimler, Osman Merduhi ve kardeşleridir. Bu da senin gördüğün gibi bir günahtır. Rüyanın üzücü olmasının sebebi budur" dedi.

Tasavvufa yönelen bir kimse, şeriat hükümlerine sıkıca bağlanmalıdır, Tarikat ise başarı ve kurtuluşun bir yolu veya vesilesidir, şüpheli olanları terk etmektir. Bu gibi şüpheli ve haram olan şeyleri bırakmayanların sonu acı ve hüsrandır.

Bir zaman yine Peşte köyünde ulu bir zat olan amcamın evinde bulunuyorduk. Yanımıza, pederimle birlikte, Şeyh Necmeddin (K.S.) Amcam gelmişti. Ramazan ayında idik. Babamın çevresine seçkin bilginler ve bazı tanınmış, faziletli kimseler toplanmıştı. Bunlardan biri, Haneşur köyünden olup Ahmed Brende köyü müderrisi Molla Abdülkerim idi. Teravih namazında cemaate imamlık yapmaktaydım. Bir ara, namaz kılacak olan cemaate: "Şayet bizimle birlikte teravih namazını kılarsanız, namazdan sonra sizlere helva dağıtırım" diye şakada bulunmuştum. Teravih namazının iki veya altıncı rek'at fasılasında cemaate dönüp: "Namaz, Allah (CC) için kılınır. Bizlerde helva yoktur" diye hitabedince, onlar: "Sizin imamlığınız bereketi ile nasılsa helvanın tadını aldık, namazımızı helva olmaksızın tamamlayalım" dediler.

Bir başka Ramazan ayının 27. günü iftar vakti olmuş, başımın ağrısından ne hareket edebiliyordum, ne de iftar yapabiliyordum. Allah (CC)'ın rahmeti üzerine olsun, sâlih kişilerden vefalı ve çok zeki bir zat olan Mirza Ahmed Efendi'ye iftara çağırılmıştık. Bir ara elimde olmayarak, iftar sofrasında bulunan cemaate hitaben: "El Fatiha" diye bağırdım. Mirza Ahmed Efendi: "Neden ‘El Fatiha’ diye bağırdınız ve okudunuz? Bunu kim için ve ne için yaptınız?" diye sorunca, ona, Fatiha diye bağırmamın beni gafletten uyandırdığını söyledim. Bu zat baş ağrımın ısrarla devam ettiğini görünce babama haber vermiş. Mübarek pederim de buraya teşrif etti, hatırımı sorup, muayene ederken, kendilerine: "Baş ağrımın şiddetli bir şekilde olduğu sırada, bir anlık dalma ile kendimi, Devrud'daki mezarlıktan geçerken gördüm. Henüz defnedilmiş bir şahsın kabrinin içinden sesler geliyordu. Yaklaştım, bu seslerin ne anlamda olduğunu anlamak istedim. Kabre iyice yaklaşınca, bu sesin daha önce adı geçen Molla Abdurrahman'ın sesi olduğunu anladım. Bu kez ben ona seslendim. Beni tanıyınca anlaşılır bir dille: ‘Bizler Şeyh Ziyaeddin (K.S.) ve Şeyh Alâeddin (K.S.)'in hizmetlerinde bulunduk. Hanegâhı bu zor ve korkunç güne kadar bırakmadık. Bu ne zor haldir?’ diye söyleniyordu. Kalbim burkuldu ve üzüldüm. Anladım ki, kendisi benimle konuşamamaktadır. Yanına oturdum, Dûhan Sûresini ve Fatiha’yı okuyup tamamladıktan sonra sesimi duyabildi. Kur'an-ı Kerim'in bereketiyle kurtulduğunu ve sorulana cevap vermeye başladığını gördüm" dedim. Babama bu rüyayı anlatınca: "İşte bu da yetim malını, dolaylı da olsa, yemesinin eseridir" buyurdu.

Birkaç gün sonra kardeşim Mevlâna Halid'den bir mektup geldi. Mektupta herkesin sıhhat ve afiyette olduğunu, yalnız Molla Abdurrahman'ın vefat etmiş olduğunu bildiriyordu. Vefat tarihi, kabrini gördüğüm geceye rastlıyordu. Nitekim Hakk Teâlâ (CC) güçlü kitabında bu konuya temas eden Nisa Sûresi’nin 10. ayetinde:

"Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar, alev alev yanan cehennem ateşine atılacaklardır" buyurulmaktadır.

Başa Dön



Mübarek pederim Şeyh Alâeddin (K.S.) Hazretleri’nin kerametlerinden biri de şudur:

Hazret’in, vakitleri tayin eden saate güveni yoktu. Vakitleri iyi anlamak için başlarındaki sarığın serbest ucunu eliyle yoklardı. Sarığın o kısmı kulağının sol tarafına intikal ederek, sağ kulak tarafının altına gelmiş ise sabah vaktinin geldiğini ve gecenin geçtiğini anlayıp namaza kalkardı. Mübarek başlarındaki sarığın bir tarafı uyku halinde iken boynunun çevresinde dönerdi. İşte gördüğümüz en hayret verici şey bu idi.

Bu aile fertlerinin ve büyüklerinin gösterdikleri kerametlerin tümünü açıklamak istemiyorum, lüzumu da yoktur. Bu kişilerin himmet ve gayreti ile bulundukları ve yaşadıkları mıntıka imar görmüş, barış ve selâmet içinde kalmıştır. Bu kitapta edebim müsaade etmediği ve bir içtimai hatayı yapmayayım diye pek azının kerametlerini açıkladım. Zira İslâm, bu azamet ile ve mensuplarının amelleri ile kıyas edilemeyeceği gibi; büyük ve ulu zatların hal ve tavırları veya kerametleri hakkında rastgele menkıbe kabilinden insanlardan çıkan sözlerle de ölçülemez.

Yüce Allah (CC)'ın Müslümanlar için yararlı şeyleri ihsan etmesini, bu risale ve kitabımın onlar için hayırlı rehber olmasını, sonumuzu güzellikle tamamlamasını, Siraceddin şeceresinin daima taze, yeşil ve yapraklı kalmasını, başıboş, merhametsiz insanları ve alçakları gölgelendirmesini niyaz ediyorum.

Yüce Allah (CC) bir kimseyi nursuz kılarsa, artık ondan bir nur beklenmez. Allah (CC) bizleri, cehaletten ve doğru yoldan sapmaktan korusun. Ben de, Allah (CC)'ın rızası üzerine olsun, imam-i Şafiî Hazretleri’nin vasiyeti ile sizlere sesleniyorum. Önce Hazret’in nâzım olan vasiyetinden iki beyitlik şiiri yazacağım:

Muhakkak ki, Allah için öğüt veririm sana,
Fakîh veya sofi olsan da, bunlardan biri olma.

Katı kalbdir birisi, tatmamış lezzet-i takvayı,
Cehalettir diğeri, nasıl olur ıslâhı?

Sizler, Kutb-ül Âzam Efendimiz Abdülkadir Geylânî (K.S.) Hazretleri’nin bizzat ruhaniyetleri ile yetiştirdiği sâlih kimseleri ziyaret edin. Hayırlı amel ve fiillerde bulunun. İlmiyle amel eden mü'minlerle dostluklar kurun.

Ey çocuğum! Beni kendi aynan kabul et, beni kalbinin aynası yap. Sırlarım, amellerinin aynası olsun; zira mü'min kişi, diğer mü'minin aynasıdır. Bana yaklaşırsan, uzakta olup da göremediğin nefsini görürsün. Ben bir nasihatçıyım. Bu nasihata karşılık bir mükâfat da istemiyorum. Benim sevincim, senin kurtuluşun; kederim ise senin helakindir. Maksat ve muradım sensin, ben değilim. Kurtuluşa eren bir kimseyi görünceye kadar cehd ve gayretle çalış ki, onun kurtulduğu yolda yürüyüp sen de kurtuluşa eresin. İşini ve amelini tevhid ve ihlâsla güçlendir, iyice sağlamlaştır. Bana icabet edin; çünkü ben sizleri, Allah (CC) kapısına ve ona itaate davet ediyorum. Bu daveti, kendi nefsim ve çıkarım için yapmıyorum.

Şunu bilmelisiniz ki, sizler, büyüklerin dostluğuna ve irşadına muhtaçsınız. Onların bulunduğu yerlerin kapıları, sizler için açık ve lüzumludur. Bu kapıları tereddüt etmeden çalmalısınız. Bu söylediklerimi tamamıyla yapmış olursan, Yüce Hakk (CC)'la birlikte olursun, halka ilâç olarak Hâdi ve Mehdi olursun. Senden büyük olanın iki eli arasında, edeb ve terbiyeni güzelleştir. Salih kişilere karşı tevazu gösterirsen, Allah (CC)'a karşı mütevazı olursun. Yüce Allah (CC), zatına karşı mütevazı olan bir kimseyi yükseltir. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir Hadis-i Şerif’inde: "Her sanatın ehli ile yardımlaşın" buyurmuşlardır. İbadet, bir sanattır. Bu sanatın uzmanı veya ehli de evliyalardır.

Allah'ım! Efendimiz ve Mevlâ’mız Sallallahu Aleyhi ve Sellem Muhammed Mustafa'ya, âli ve eshabına, zikreden Zâkirler hürmetine, salât ve selâmlar olsun. Lâ havle velâ kuvvete illa billah il aliyyül azim...

Başa Dön

Allah Dostu Şeyh Muhammed Osman Siraceddin-i Sani Hazretleri (KS) web sitesi.