Untitled Document
 MÜMİNLERİN BİLGİSİNE 
 GÜNÜN AYET-İ KERİME'Sİ:
Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkâr edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır. Bu, Allah'ın inananların yardımcısı olması, inkâr edenlerin ise, hiçbir yardımcısı bulunmamasından dolayıdır. (Muhammed-10-11)

 GÜNÜN HADİS-İ ŞERİF'İ:
Ey insanlar! Muhaffele, yani müşteriyi aldatmak için sütü sağılmayıp memesinde kalan bir hayvanı satın alan kimse üç gün muhayyerdir (Hayvanı bu esnada geri verebilir). Eğer geri verecek olursa, hayvanla birlikte, sağdığı sütün iki mislini -veya sağılan sütünün (kıymetinin) bir mislini buğday olarak- geri versin.

 GÜNÜN SÖZÜ:
Arkadaşlık, yakın akrabalık gibidir.
 
 FAYDALI SİTELER 
 
 SİTEDEKİ ZİYARETÇİLER 
Şu an sitede, 5 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

 
 ZİYARETÇİ SAYACI 
Pazartesi83
Salı68
Çarşamba71
Perşembe77
Cuma56
Cumartesi67
Pazar75
Toplam:148632
En Çok:581
 
http://www.siraceddin.com - silsile - Şeyh Ömer Ziyaeddin (K.S.)

    

ŞEYH ÖMER ZİYAEDDİN (K.S.)
(1255-1318 Hicrî) (1839-1900 Miladî)

Mürşid-i Kâmil, büyük zahid, takva sahibi Şeyh Osman Siraceddin (KS)'in üçüncü oğludur. Bu zat, bulunduğu mıntıkanın medreselerine devamla üstün ilim sahibi olmuştur. Ayrıca Kerkük'de ilim tedrisi ile şöhret yapan Talabanî Medresesi'nde okuyarak bilgisini arttırmıştır. Bu medreseyi bitirerek yeterli ilim sahibi olmuş, ilmi ile amel etmek üzere Horaman'a dönerek, tedrisata başlamıştır. Bu sıralarda Tarikat-ı Nakşibendîyye'ye intisab ederek, bu tarikatın en yüksek basamaklarına erişmişti.

Bu suretle, büyük kardeşinin gözetimi altında, babasından müderrislik izni almış ve bir müddet sonra bu yolun halefi olmuştu. Bu zat, takva esasına dayanarak ibadet evleri, tekkeler, hanegâhlar tesis etmişti. Bu tekke ve hanegâhların ma'nen tamiri için müridlerini durmadan ibadete teşvik ediyordu. Nitekim Hicrî 1301 yılında Hanikin'de bir medreseyi ve Hicrî 1302 yılında Kızarabad'da Sa'diye Medresesini, Hicrî 1306 yılında Köysancak'ta diğer bir medreseyi, Hicrî 1307 yılında da Biyara'da üniversiteye eşit büyük bir medreseyi açmıştı. Ayrıca, zamanımızdaki okullar gibi, birçok okul daha açmış, bu ilim yuvaları da talebelerle dolup taşmıştı. Bu okullara giden talebelerin rahatlığını ve iaşesini de temin etmiştir. Bu tekke ve medreseler, bir asır boyunca, binlerce talebenin ve bilginin kültür ve ilim merkezi olmuştur. Buralarda talebelere zikir halkaları oluşturulur, en yüksek derecede Kur'an hıfzı, fıkıh, hadis, tefsir usûlleri öğretilir, okuyup yazma, ilm-i kelâm, sarf ve nahiv (gramer), matematik, mantık, astronomi, edebiyat, münazara gibi önemli dersler öğretilirdi. Mıntıkanın ileri gelen nüfuz sahiplerinden medreseler bina etmesi, tamire muhtaç olanların tamir edilmesi, buralarda okuyan din talebelerine hizmette bulunmaları istenirdi. Böylece tarikatın ve şeriatın usûl ve kaidelerine göre eğitim yapan bu mescit ve medreselerin sayısı artmıştı. Nitekim Hicrî 1310 yılında Taviyla'da bir hanegâh ve Hicrî 1314 yılında da Serdüşt'te de diğer bir hanegâh inşa edilmişti.

Bu zat, kitapların çok kıymetli ve pahalı olduğu bir zamanda, kendisinin de aşırı kitap sevgisinden dolayı, buralara devam eden talebelerin faydalanması için bir kütüphane de tesis etmiştir. Özellikle Biyara'da tesis ettiği kütüphanede değişik ilim ve fennî muhtevalı on bine yakın kıymetli ana kaynak kitabın bulunduğu, Şeyh Abdülkerim'in şahadeti ile sabittir.

Allah ruhunu takdis etsin, bu zat tevazuundan, müderris ve âlimlere, kendini hiç sayacak ölçüde üstün hürmet ve saygıda bulunur, onlara karşı, talebeyi daha verimli ve daha müsbet öğretime yöneltmek için son derece alçak gönüllülük gösterirdi. Kendisi bizatihi Arapça, Farsça ve Kürtçe dil ve edebiyatına vâkıf, aynı zamanda ince duygulu bir şairdi. Şiirleri saf bir çağlayan gibi temiz akan, ruhları okşayan suya benzerdi. Bu zatın, aynı zamanda, birçok risaleleri ve yazıları olup Müderris Şeyh Abdülkerim bunları, "Yâd-ı Merdân" adlı ikinci kitabında toplamıştır.

Bu ulu zatın, kendi çizdiği yolda yürüyen, sâlih ve edep sahibi temiz çocukları vardı. Bunlar sırası ile:

Hz. Şeyh Muhiddin 1278-1342 Hicrî; Hz. Şeyh Alâeddin 1280-1373; Hz. Şeyh Necmeddin 1280-1337; Hz. Şeyh Nizameddin 1299-1350; Hz. Şeyh Seadeddin 1294-1315; Hz. Şeyh Enver 1300-1360; Hz. Şeyh Cemil 1308; Hz. Şeyh Kâmil 1315-1396; Hz. Şeyh Nâib 1316-1383 (K.S. ecmain).

Yukarıda adları geçen bu sâlih zatların çocuk ve torunları da, ibadet ve takva yönünden, dede ve babalarının yolunu titizlikle seçmişlerdir. İnce ahlâk ve edeb sahibi kişilerdir.

Allah gizliliğini takdis etsin.

Şeyh Ömer Ziyaeddin'in kerametleri hakkında...

Hazret-i Şeyh Muhammed Osman Siraceddin-i Sâni (KS) anlatıyor:

Saygıdeğer pederim Şeyh Alâeddin (KS), Hormal kasabasında dedem Şeyh Ömer Ziyaeddin (KS)'in hizmetinde bulunuyormuş. Günün birinde dedem Şeyh Ziyaeddin, babama: "Haydi, seninle birlikte, büyük bilgin Şeyh Nesim'i ziyarete gidelim" demiş. Bu şeyhin Şeyh Kasım ve Şeyh Vesim adında derin bilgi sahibi iki kardeşi daha varmış. Birlikte bu zatın ziyaretine gidip ona misafir olmuşlar. Gece yatmak zamanı gelince ev sahibi, dedeme: "Nerede yatmak istersin?" diye sormuş. Dedem onlara: "Ben, Şeyh Nesim'in bulunduğu yerde yatmak isterim, yeter ki başlarımız birbirine yakın olsun" demiş.

Dedem Ömer Ziyaeddin (KS), uyku halinde içinde, ilmin özünü taşıyan sözcüklerle yüksek bir sesle konuşmaya başlamış. Birbirlerine yakın baş başa yattıkları için Şeyh Nesim uyanık bir halde, dedemin bu uyku halindeki konuşmalarını dikkat ve incelikle dinliyormuş. Sabaha kadar bu konuşma sürmüş. Şeyh Nesim de uyumadan, merakla ve yorulmadan onu dinlemiş. Sabah olunca ev sahibi, dedeme: "Allah'a and içerim ki, ne eskilerden ve ne de yenilerden bugüne dek böyle ilmin özüyle konuşan bir kimseye rastlamadım ve kimseden böyle bir şey işitmedim ve yine Allah'a and içerim ki, bu gece duyduklarıma göre ne derece cahil olduğumuzu anlamış olduk" demiş.



Başa Dön

Allah Dostu Şeyh Muhammed Osman Siraceddin-i Sani Hazretleri (KS) web sitesi.
PHPNUKE ©